Gerçekler bizi nereye götürür?

Üç kişi giyotinle idama mahkûm olur.
Bunlardan biri papaz, biri hâkim, biri de fizikçi…
*İdam sehpasına ilk papaz çıkarılır. Başını giyotinin altına yerleştirir ve sorarlar:
– Son sözün nedir?
Der ki:
– Ben Allah’a inanıyorum, O beni kurtaracaktır. Allah… Allah… Allah…
Giyotini indirdiklerinde boynuna birkaç santim kala giyotin durur. Halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır:
– Onu serbest bırakın; Allah sözünü söylemiş ve onu korumuştur.
Böylece papaz idam edilmekten kurtulur… *Sıra hâkime gelir, ona da sorarlar:
– Demek istediğin en son söz nedir?
Der ki:
– Ben papaz gibi Allah’a inanmıyorum. Ama adalete güveniyorum. Adalet… Adalet… Adalet…
Giyotini indirirler, giyotin hâkimin de boynuna birkaç santim kala durur…
Bunun üzerine insanlar tekrar şaşırır ve bağırırlar:
– Adalet sözünü söyledi, onu serbest bırakın.
Böylece hâkim de boynunun kesilmesinden kurtulur…
Sıra fizikçiye gelir. Ona da
– Son sözünü söyle derler
Der ki:
– Ben ne Allah’a inanan bir papazım, ne de adalete güvenen bir hâkim.. Bildiğim tek şey şudur: Giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor.

Görevliler giyotini kontrol edince gerçekten de bir düğüm olduğunu görürler. Düğümü açıp tekrar bırakırlar, böylece fizikçinin başı bedeninden kopar.

Reklamlar

Akçay ve Tatil

Öncelikle Akçay’ın nerede olduğunu ekleyelim hemen. Belki bilmeyenler vardır. Aslında pek bilinmesi gereken bir yer değil zaten.

Burası şehir kalabalığının toplandığı daracık alanlarda apartmanların ve yığınla insanın olduğu bir yer. Yabancı turist olarak da sadece suriyeliler var. Onlar da artık yabancı değil yerli turist sayılabilir.

Akçayda en büyük eğlence yollarda çekirdek yiyerek sağa sola bakınmak.

Neyse ki aile orada olunca bol ev yemekli, güzel dinlenmeli bir kaç gün geçirilebiliyor. Akçayı boş verip Kaz dağlarına çıkmanızı öneririm. Akçay’ın içi zaten öyle görülecek pek bir şeyi olan bir yer değil.

Eskiden hep bataklıktı. İnanın o zamanlar daha güzeldi.

Neden çok tanrı olamaz?

İlkokuldan beri “neden tek tanrıya inanıyoruz” sorusuna hep şu örnek verilirdi din hocaları tarafından. “Nasıl bir köyde iki muhtar olmazsa, bir ailede iki reis olmazsa veya bir ülkede iki başbakan olmazsa iki tanrı da olmaz. Çünkü bunların birinin dediğini diğeri onaylamayacak aralarında kavga edeceklerdir.”

Bu örneklerin ve buna inananların dayandığı iki temel var. Birincisi tek bir otoriteye bağlı olma isteği. İkincisi ise tanrıları insanlar gibi görmeleri. Yani buna inanan veya bunu savunan insanların tanrıları tıpkı insanlar gibi kavga edip, sorun çıkarabilen, (nasıl bir üstün bilinçse artık) öfkelenip küsebilen tanrılar hayal ediyor ki böyle bir şeye olasılık tanımıyor.

Düşünün mesela varsayın ki iki tanrı var. Ve bunların ikisi de geçmişi geleceği görebilen, üstün bilinçleri sayesinde her şeyi bilen varlıklar. Nasıl oluyor da bir insan bunların kavga edeceğini veya anlaşmazlığa düşeceğini düşünebiliyor?

Belki mitolojik öykülerde tanrıların birbiri ile kavga etmelerini okumak insanlarda “demek ki çok olunca kavga ediyorlar” şartlanması doğurmuş da olabilir.

Olasılıklar Evreni

Termodinamiğin kanunlarını bilirsiniz. Bu kanunların sonucuna göre şöyle bir cümle kurabiliriz.

“Düzensizlik ya değişmez ya da artar.”

Her ne kadar bir kesinliği içerse de aslında durum tam olarak bu değildir. Basit bir örnek üstünden gitmeye çalışacağım.

Odanın bir köşesine konmuş içinde Klor gazının bulunduğu ucu açık bir tüp düşünelim. Tüpün içinde bulunan klor gazının odaya dağılıp dağılmaması durumunu bu kanunlar ışığında düşünelim. Termodinamiğe göre entropi artışı olacak ve klor gazı mutlaka odaya yayılacaktır.

Oysa durum tam olarak böyle değildir. Klor gazının odaya yayılması sadece bir olasılıktır. Fakat tüp içinde kalma olasılığı yayılma olasılık dağılımına göre çok daha düşük olduğu için gerçekleşmesi ihtimali zordur. Ama imkansız değildir.

Olasılık kuramları 1900 lü yıllarda gelişip “istatiksel mekanik” geliştirilmiştir. Termodinamik değerlerden sapmalarla bu teori ispatlanmıştır.

Bunu para örneği ile açıklayabiliriz. Diyelim ki aynı anda bir milyon bozuk para atılıyor. Hepsinin tura gelme olasılığı vardır. Daha eşit bir dağılımların yüzdesi ise çok daha fazladır. Fakat sonuçta gelen parça dağılımı ne olursa olsun aslında hepsinin tura gelmesiyle aynı olasılığa sahip bir dağılım olacaktır.

Yanisi şu. Her olay, milyarlarca olasılıktan sadece birisidir ve yaşadığımız bu evren tamamen matematiksel olasılıklar evrenidir.

Dogmatizm

A priori ilkeler, çeşitli dogmalar ve asla değişmeyeceği kabul edilen mutlak değerleri kabul eden, bu bilgilerin mutlak hakikat olduğunu, inceleme, tartışma yahut araştırmaya ihtiyacın olmadığını savunan anlayışa dogmatizm denir. Temelde skolastik bir anlayıştır. Zira kendi fikir ve iddiasının mutlak doğru olduğunu ileri süren her kişi veya sistem dogmatiktir.

Zaten bir başka izah ile dogmatizm, aklın kesin ve mutlak bir değere sahip olduğunu böylece mutlak bilgi ve varlığa (hakikate) ulaşılabileceğini ve bunun sonucu olarak da bilginin metafiziğinin mümkün olduğunu ileri süren felsefi akımdır.

Dogmatizmin zorunlu sonucu zorbalıktır, zira farklı düşüncelere, perspektiflere yer olmadığı gibi, dogmatizmde deneyle tanıtlama da kabul edilemezdir.

İnak(dogma) ile inan arasındaki fark , inan’ın asla kanıtlanamayacak olanı kabul etmesi, inak’ın ise herhangi bir yetkeye bağlanan bir veriyi kanıtlamış olarak kabul etmesidir.

Kısaca, herhangi bir sistemin veya kişinin değişmez formüller, her yerde ve her zaman geçerli olduğunu ileri sürdüğü mutlak bilgiler (olduğunu) sunması dogmatizmdir. Dogmatizmin karşıtı septisizm yani şüphecilik, kuşkuculuktur.

Bu konunun elimizin altında bulunmasından bir zarar gelmeyeceğini düşünüyorum. Teori yazanlar veya bir dini savunanların özellikle tanımlara dikkat etmesi gerekir.

Ayrıca bilimsel olduğunu iddia edip bilgiye bakış açısı bakımından bir çok kişinin aslında dogmatizm etkisi altında olduğunu görebilirsiniz.

Zeigarnik Etkisi

Rus psikolog Bluma Zeigarnik tarafından ortaya atılmıştır. Bu etkiye göre tamamlanmayıp eksik kalmış işlerimiz tamamlanıp bitmiş işlerimize göre daha kolay ve net hatırlanmaktadır.

Hayatımızda alıştığımız bir akışta devam eden şeylerin birden bire sona ermesi ile içine düştüğümüz durum yarım kalmışlık, tamamlanmamışlık hissidir ve kişiler bu gibi durumları sürekli hatırlayarak sindirmekte zorlanırlar.

Bu etki dizilerde, reklamlarda, fotoğraflarda ve günlük yaşamda birçok anda bilinmeden, farkedilmeden kişiler tarafından da kullanılmaktadır.

Spor Salonu Başarısızlığı

Bütün spor salonlarının üyelikleri en az bir yıllık üzerinedir. Bunun en büyük sebebi ise insan psikolojisinden anlıyor olmalarıdır. Bir ikinci tespit, spor salonlarına genelde spor yapmayanların gitmeleri. Bu kişiler hayatının bir dönemi, sağlıksız yaşadığını hissedip spor yapmaya ihtiyaçları olduğunu kabul eder ve kendilerine verdikleri bu sözün arkasında durabilmek için de bir spor salonundan yıllık uçuk rakamlara üyelik alırlar. İlk bir kaç gün her yeri tutulur ama yine de azimle bir kaç hafta devam ederler. İçlerinden azimli olanları ise belki bir kaç ay. Sonrasında ise yine aynı alışkanlıklara ve aynı hayata devam. Sadece yıllık spor salonu üyeliğini hatırlayıp arada bir de olsa gitmeyi planlama dışında.

Neredeyse bu üyeliklerin tamamı başarısızlık hikayeleriyle doludur.