Ockham’ın Usturası

Ockham’ın Usturası teorisi temel olarak “her şeyin birbirine eşit olduğu bir ortamda, en basit açıklama doğruya en yatkın olandır” felsefesi üzerinde şekillenir.

14. yüzyıl filozofu Ockham’lı William tarafından ortaya atılmıştır. Latince “Entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem” olarak ifade edilen ilkeye göre zorunlu olmadıkça varlıkları çoğaltmamak gerekir. Bilimsel düşünüşte önemli bir yeri bulunmaktadır.

Başka bir deyişle şöyle özetlenebilir: Bir olayı, fenomeni açıklamak için kullanılacak olan iki açıklamadan daha basit olanı yani daha az varsayımda bulunanı tercih edilmelidir. Söz gelimi dünyanın uzaydaki hareketini açıklamak için daha önce geliştirilmiş olan genel cisim hareket yasalarını kullanmak bu duruma özgü yepyeni varsayımlar geliştirmeye kıyasla daha makbuldür.

Bilim ile sahte bilimi ayıran en önemli unsurlardan biridir. Sahte bilim olayları açıklamak için daha karmaşık olgular üretirken bilim daha sade açıklamalar üretir. Sitemize sıkça uğrayan “sözde bilimsel” yazılar makaleler ekleyen bir çok kişinin açıklamalarına bakarsanız, problemin kendisinden daha karmaşık olduğunu görürsünüz.

Reklamlar

İlahi mesajı nasıl iletirdiniz?

Hani hep derler ya bize kitap gönderildi tanrı tarafından diye, şimdi inanç şu: Tanrı insanlara mesaj vermek istiyor. Sonra da mesajlarını bir kitapta toplamaya karar kılıyor, gönderiyor kitabı. Kendisine kitap gönderildiğine inanan belli başlı birkaç din var. Tabi bi sürü polemik, yok değişti de yok değişmedi de, yok şunu demek istemedi de şunu demek istedi de falan filan…

Bundan birkaç sene önce Güney Amerika’da bir takım insanlarla birlikteydik. Bu insanlar cidden çok gariptiler ve bu insanlar da kendilerine mesaj gönderildiğini düşünüyorlardı. Yalnız bunlara tanrı kitap göndermemiş. Bunun yerine tanrı mesajını bir takım bitkilerin içine yerleştirmiş, mantar, dattura vs. Algı düzeyinize ve biçiminize ışık hızında müdahale edip değiştiren cinsten bitkiler. Bir nevi ilahi teknoloji. Mesaj bitkide, yiyorsun içiyorsun mesajı alıyorsun. Bizim cd, dvd teknolojimiz gibi bir durum. Bitkinin değiştirildiğini, tahrif edildiğini düşünen kimseye rastlamadık. Hatta bu durumla ilgili espri yaptığımızda bir hayli güldüler, ama hepimiz espriye değil de bize güldüklerini tereddütsüz anladık ve biz de en az onlar kadar gülmekte hiç tereddüt etmedik.

Neyse bizim mesajları kitap olarak gönderilmişlerimizin, okumadan fikir yürütüyorsunuz, serzenişlerini de hatırlayarak Güney Amerikalı bu arkadaşlara onların kitaplarını da okumak istediğimizi söyledik. Uygun zaman ve koşullar sağlandığında okuduk da. Yanımızda bulunan Kanada’lı arkadaş ertesi gün şaşkın gözlerle çevreyi süzerken şöyle mırıldanıyordu: “Vavv, Ben de olsam kesinlikle mesajımı böyle iletirdim”

Ego Dağı

Sonunda kendini yüceltmeyi amaç edinen her türlü çaba felaketle sonlanmaya yazgılıdır. Bedelini şu anda ödüyoruz. Bir dağa, ne kadar büyük olduğunuzu kanıtlamak için tırmanıyorsanız, hemen hemen hiç bir zaman sağlayamazsınız bunu. Tırmansanız bile içi boş bir zafer olur bu. Zaferi sürdürmek için kendinizi tekrar tekrar başka yollarla kanıtlamak, sahte bir imajı tekrar, tekrar, tekrar oluşturmak; peşinizde bu imajın doğru olmadığı ve birinin bunu anlayacağı korkusuyla sonsuza dek bu imajı sağlamak zorundasınızdır. Bu çıkar yol değildir.

Ortadoğu Ve Uzakdoğu Dinleri

Hinduizm, Budizm, Taoizm arasındaki doktrin farklılıkları Hristiyanlık, Müslümanlık, Yahudilik arasındaki doktrin farkları kadar önemli değildir. Uzakdoğu dinleri için hiç bir zaman savaş yapılmamıştır. Çünkü gerçekle ilgili sözsel açıklamalar hiç bir zaman gerçeğin kendisi sayılmaz.

Tüm uzakdoğu dinlerinde büyük değer verilen ortak şey “Sen Busun” doktrinidir; düşündüğün her şeyin sen olduğunu, anladığını düşündüğün her şeyin bir bütün olduğunu savunur. Bu bölünmemişliği tümüyle anlamak, aydınlanmak demektir.

Mantık, özne ile nesne arasında bir ayrım olduğunu varsayar; bu nedenle mantık asıl bilgelik değildir. Özne ile nesne arasında ayrım olduğu yanılsamasını ortadan kaldırmanın en iyi yolu, fiziksel etkinliği, zihinsel etkinliği ve duygusal etkinliği durdurmaktır.

Liderlik ve Soylular

İnsan topluluklarında liderlik kendiliğinden oluşan doğal bir durumdur. Kimi zaman en güçlü kimi zaman en akıllı veya bilge kişi topluluğun lideri olmuştur. Kimi zaman bazı sınavları vermesi gerekmiş kimi zaman da babadan oğula geçmiştir. Liderlik hakkında da söylenecek şeyler var elbette.

Fakat asıl önemlisi soylular veya soyluluk nasıl ortaya çıkmıştır? Kökeni çok eskilere, tarih öncesine dayanan bu durum hakkında senaryolarımız neler olabilir? Liderlikle bir ilgisi olabilir mi bu sınıfın? Mesela lider, lider kalabilmek için birilerine ayrıcalık tanımış bunlar da zamanla aileden geçen bir durum haline mi gelmiş?

Veya insan topluluklarında üretimin yanında malları korumak amacıyla oluşturulmuş askeri güç daha sonra soylular sınıfına mı evrilmiştir?

Klişeler

Hepimizin günlük yaşamda rastladığımız çoğu zaman sorgulamadığımız ama sorgulandıkça absürdleşen klişeleri bu başlık altında toplayacağımıza inanıyorum.

Geniş çaplı soruşturma: Bir olayın arkasından televizyonda haberlerde sıkça rastladığımız bir kalıptır. Fakat hiç bir zaman dar çaplı soruşturma yoktur.

Ülkemizin birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu şu zamanlarda… : Ne zaman birlik ve beraberliğe ihtiyaç duymadığı bir zaman var ki?

Yerine göre davranan, yerine göre giyinen: Yine izdivaç programlarında veya günlük hayatınızda çok karşınıza çıkan bir klişe. Nerede ne yapılacağını bilmeyenlerin yuvarlak cümleleri.

Adam gibi adam: Adam gibi adam isteyen kadınların sıkça söylediği fakat adam nedir dediğinde cevap veremediği (Veya yerine göre davranmasını bilen dediği) bir kalıptır.

Beni taşıması lazım: Yine kadınlardan sıkça duyduğumuz ama ne anlama geldiğini hala çözemediğimiz bir klişe.

Her şey kontrol altında: İnsanları sakinleştirmek adına uydurulmuş devlet adamlarından veya polis, asker gibi silahlı güçlerden bolca duyulan bir klişe.

Haddini aşan bir açıklama olmuştur: Karşıdakinin açıklaması tepemin tasını attırdı şeklinde söylenen klişe.

Her şeyi devletten beklemeyin: Genellikle devlet erbabının yapamayacağı şeylerin yerine kullandığı bir cümle.

Okumuşsun ama adam olamamışsın: Forumlarda da sıkça rastlanan, okumamışların kendini savunmak adına yaptığı bir savunma klişesi.

Sivri dilliyim, başım belaya girse bile doğruları söylerim: Patavatsız olduğunu bir türlü anlayamayanların sıkça kullandığı bir cümle.

Sana güveniyorum kızım ama dışarıdaki erkeklere güvenemiyorum: Dışarıdaki herkesi kendisi gibi belleyen, ama kızının da sevgisini kaybetmek istemeyen babaların kullandığı bir klişe.

Yaparak/yaşayarak öğrenme: Eğitim kurumlarından aileye her yerde görülen bir klişe. Genellikle oluşması istenmeyen durumlarda bahane olarak söylenir. Tecrübe edindin bak bu sayede anlamında.

Sen benim kim olduğumu biliyor musun: Türkiye dışında pek bir yerde rastlayamayacağınız her gün karşınıza çıkabilecek klişelerin en hit alanlarından.

Kobra ve Süper Kobra tipi helokopterlerinde katıldığı geniş çaplı operasyonların halen devam ettiği bildirdi.

“Kadın ruhundan az çok anlarım” Klasik erkek klişesidir.

“Onlar gerçek müslüman değil” Klasik dinci klişesidir.

Bakın tekrar tekrar ve altını çizerek söylüyorum…

Feci şekilde can verdi.

Mikrofonu hemen yarışmacıya veriyorum.

“Sözün bittiği yerdeyiz” Oysa söylenmeye devam edilir ve bu yere, ara ara tekrar gelinir.
“Bıçak kemiğe dayandı” iç siyasetin son 40 yıllık argümanı.

-“Bu sefer güldürmedi” yeşilçam komedyenlerin cenaze merasimi

-“Dış güçlerin oyunu” dış politikada gerek hükümet gerekse halk tarafından en çok kullanılan durum tespiti*

-“O kadar okudun ama seninle ayni işi yapıyoruz, boşuna okuyorsunuz demek ki” Geri zekalı iş arkadaşı mantığı.

-“Trafik terörü yine can aldi” Trafik kazalarının neden olduğu ve nasıl çözüm bulunabileceğini düşünme gereği duymadan hayali bir varlıkmış gibi trafik kazalarını betimleme yolu.

-“Acılı aile yasa boğuldu” ölüm haberlerinin tv’lerdeki başka klişe bir tanımı.

Günah Çıkarmak mı? Tövbe mi?

Günah çıkarmak ve tövbe arasında bazı benzerlikler ve farklar vardır. Hangisinin kişiye ve topluma daha faydalı daha etkili olduğunu karşılaştırdınız mı hiç?

İnsan yaptıklarını bir başkasına mı anlatırken daha çok rahatlar veya utanır yoksa kendi kendine iç hesaplaşma yaparken mi?

Aynı günahı defalarca çıkarırken yaptırımları artarken aynı tövbeyi defalarca hatta binlerce kez tekrarlamak daha mı faydalı?

Hangi sistem insanı daha rahatlatır veya kendisini daha çok sorgulamaya iter? Bireysel açıdan değerlendirmelerin yanında toplumsal açıdan bakıldığında bir kişinin yaptıklarını başkalarının bilmesi mi daha avantajlı yoksa kendi kendine mi halletmesi topluma daha faydalı.

Başarısızlıklarınızı hangisiyle gidermeyi istersiniz.