Zeigarnik Etkisi

Rus psikolog Bluma Zeigarnik tarafından ortaya atılmıştır. Bu etkiye göre tamamlanmayıp eksik kalmış işlerimiz tamamlanıp bitmiş işlerimize göre daha kolay ve net hatırlanmaktadır.

Hayatımızda alıştığımız bir akışta devam eden şeylerin birden bire sona ermesi ile içine düştüğümüz durum yarım kalmışlık, tamamlanmamışlık hissidir ve kişiler bu gibi durumları sürekli hatırlayarak sindirmekte zorlanırlar.

Bu etki dizilerde, reklamlarda, fotoğraflarda ve günlük yaşamda birçok anda bilinmeden, farkedilmeden kişiler tarafından da kullanılmaktadır.

Reklamlar

Spor Salonu Başarısızlığı

Bütün spor salonlarının üyelikleri en az bir yıllık üzerinedir. Bunun en büyük sebebi ise insan psikolojisinden anlıyor olmalarıdır. Bir ikinci tespit, spor salonlarına genelde spor yapmayanların gitmeleri. Bu kişiler hayatının bir dönemi, sağlıksız yaşadığını hissedip spor yapmaya ihtiyaçları olduğunu kabul eder ve kendilerine verdikleri bu sözün arkasında durabilmek için de bir spor salonundan yıllık uçuk rakamlara üyelik alırlar. İlk bir kaç gün her yeri tutulur ama yine de azimle bir kaç hafta devam ederler. İçlerinden azimli olanları ise belki bir kaç ay. Sonrasında ise yine aynı alışkanlıklara ve aynı hayata devam. Sadece yıllık spor salonu üyeliğini hatırlayıp arada bir de olsa gitmeyi planlama dışında.

Neredeyse bu üyeliklerin tamamı başarısızlık hikayeleriyle doludur.

Eskisinden daha iyi…

Genelde Türk filmlerinde geçen bir replik vardır. Geçenlerde de dikkatimi çekmişti. Mesela birisinin (genelde Cüneyt Arkın) bütün kemikleri kırılmıştır ya da gözleri kör olmuştur. Onu iyileştiren adam şöyle der. “Eskisinden daha iyi olacak.”

Yaa mümkün mü? Adamın gözlerini akrepler sokmuş kör olmuş. Eskisinden daha iyi olacak diyor. Bütün kemikleri kırılmış giriyor magmaya birde üstelik taşın eridiği magmadan sağlam çıkması bi yana eskisinden daha güçlü çıkıyor.

Eskisinden daha iyi olmak için illa kötüleştirmeli mi her şeyi? İşte şimdi felsefe yapmanın zamanı. Bu zamana kadar kötü giden şeylerin, başarısızlık hikayelerinin asıl sebebi bundan sonra eskisinden daha iyi olması içindi.

Şimdi ve Burada mısın?

İzlediğim bir filmden,

“Mafya babası bir otel odasında karısını bağlamış vurmak üzeredir. Tam o sırada garson, verilen şampanya siparişini bir üst kattaki parti yerine mafya babasının olduğu odaya getirir. Kapıyı açtığında gördüğü manzara karşısında dehşete düşüp, açıklama yapmaya başlar:

– Efendim ben üst kattaki partiye şampanyayı götürüyordum, yanlışlıkla bu kata geldim, asansörde numaralar karıştı, inanın böyle bir hata yapmak istemezdim.

Mafya babası çocuğa silahı doğrultarak,

– “Sorun; senin buraya nasıl ya da niye geldiğin değil, “şu an burada” olmandır” der.

Evet hayatımızda da birçok benzer durumla karşılaşırız. Asıl sorunu görmeksizin o sorunu oluşturan bahanelere sığınmaya çalışırız. Sorunun ne olduğunu bilirsek sadece ona odaklanıp yapmamız gerekeni yapabiliriz. Ama biz genelde sorunun oluşum sürecinde bir yerlerde takılıp kalmışızdır. Sorun bizim bir yere nasıl gidip gitmediğimizde ya da niye gidip gitmediğimizde değil.

Sorun; bizim bir yerde olmamız ya da olmamamızdadır.

Umarım affedersiniz…

Bir grup arkadaşla Ortaköy’de toplanıyorduk bir zamanlar. Genellikle rüya ve şamanizm içerikli sohbetlerimiz oluyordu. Ara sıra toplantılarımıza dışarıdan insanlar katılır kendi hikayelerini anlatırlardı. Günlerden birinde yine böyle bir kişi beş bin lira verip aldığı spiritüel kişisel gelişim seminerini anlattı. Bunun üzerine grubumuzdan yaşlıca bir fizikçimiz kendisine şu soruyu sordu.

Bütün bu eğitim boyunca ne öğrendiniz o kadar para verip?

Kadın, affetmeyi öğrendim dedi.

Yaşlı hocamız, “o zaman umarım yediğiniz kazığı da affedersiniz” deyince kadın ne diyeceğini bilememişti. Biraz kem küm etmiş , o sizin bakış açınız tadında bişeyler söylemiş ama sonuç olarak taa içinde bi yerde gerçekten yediği kazığı affedip affetmemek arasında bir noktada sıkışıp kalmıştı.

Meditasyonu fotoğraflama

Son zamanlar kişisel gelişimciler, yaşam koçları, kuantum terapistler, enerji bükücüler tarafından oldukça popüler olan bir konuya değinmek istiyorum. Doğada meditasyon yaparken poz vermeleri. Haberim yokmuş gibi çek gibi duran bu pozların amacı ne meditasyon ne de doğayla bütünleşme çabasıdır. Tek amacı reklam ve kendini pazarlama olan bu hareketin kendisi küçük bir başarısızlık hikayesidir. Gerçekten bunu yaparlarken akıllarından ne geçtiğini çok merak ediyorum. Bu poza bakıp etkilenen, işte yaşam koçum bu olmalı diyen ya da enerji terapistimi buldum diye düşünenler var mıdır acaba?

Meditasyon yaparsın eyvallah, doğa resimleri de çekersin ona da tamam. Ee ama meditasyon yaparken fotoğraf çektirmenin sonra da bunu sosyal medyada paylaşmanın sebebi neydi ki?

Facebook Bilgeleri

Son yıllarda sosyal medyanın da gelişmesiyle birlikte özellikle facebookta bilgece laflar edip arka plan koyup kendince tatmin olan garip bir kesim var. Bunlar saçma sapan bir cümleyi sanki ulvi bir vahiymiş edasıyla yazar, sanki filozofca bir tespit yapmış gibi aforizma havasında ekler sonra da beğenileri saymaya başlar.

Yahu sen daha -de leri -da ları ayıramıyorsun, okuduğun kitap sayısı imlayı batırmandan belli, her yazdığın söz bir öncekilerle tutarsız. Hepsi küçük bir başarısızlık hikayesi farkında değilsin, bu neyin havasıdır. Sanırsın her konuda aşmış. İki sorsan yazdığı şeyi başlıyor çirkefleşmeye bilmeyen de ulvi insan oldu çıktı sanacak. Zeka desen yok, bilgi nanay, sentez yerlerde. Sen kim söz söylemek kim.

Var var, bunlarla ilgili çok hikaye var.