Ortadoğu Ve Uzakdoğu Dinleri

Hinduizm, Budizm, Taoizm arasındaki doktrin farklılıkları Hristiyanlık, Müslümanlık, Yahudilik arasındaki doktrin farkları kadar önemli değildir. Uzakdoğu dinleri için hiç bir zaman savaş yapılmamıştır. Çünkü gerçekle ilgili sözsel açıklamalar hiç bir zaman gerçeğin kendisi sayılmaz.

Tüm uzakdoğu dinlerinde büyük değer verilen ortak şey “Sen Busun” doktrinidir; düşündüğün her şeyin sen olduğunu, anladığını düşündüğün her şeyin bir bütün olduğunu savunur. Bu bölünmemişliği tümüyle anlamak, aydınlanmak demektir.

Mantık, özne ile nesne arasında bir ayrım olduğunu varsayar; bu nedenle mantık asıl bilgelik değildir. Özne ile nesne arasında ayrım olduğu yanılsamasını ortadan kaldırmanın en iyi yolu, fiziksel etkinliği, zihinsel etkinliği ve duygusal etkinliği durdurmaktır.

Reklamlar

Gerçekler bizi nereye götürür?

Üç kişi giyotinle idama mahkûm olur.
Bunlardan biri papaz, biri hâkim, biri de fizikçi…
*İdam sehpasına ilk papaz çıkarılır. Başını giyotinin altına yerleştirir ve sorarlar:
– Son sözün nedir?
Der ki:
– Ben Allah’a inanıyorum, O beni kurtaracaktır. Allah… Allah… Allah…
Giyotini indirdiklerinde boynuna birkaç santim kala giyotin durur. Halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır:
– Onu serbest bırakın; Allah sözünü söylemiş ve onu korumuştur.
Böylece papaz idam edilmekten kurtulur… *Sıra hâkime gelir, ona da sorarlar:
– Demek istediğin en son söz nedir?
Der ki:
– Ben papaz gibi Allah’a inanmıyorum. Ama adalete güveniyorum. Adalet… Adalet… Adalet…
Giyotini indirirler, giyotin hâkimin de boynuna birkaç santim kala durur…
Bunun üzerine insanlar tekrar şaşırır ve bağırırlar:
– Adalet sözünü söyledi, onu serbest bırakın.
Böylece hâkim de boynunun kesilmesinden kurtulur…
Sıra fizikçiye gelir. Ona da
– Son sözünü söyle derler
Der ki:
– Ben ne Allah’a inanan bir papazım, ne de adalete güvenen bir hâkim.. Bildiğim tek şey şudur: Giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor.

Görevliler giyotini kontrol edince gerçekten de bir düğüm olduğunu görürler. Düğümü açıp tekrar bırakırlar, böylece fizikçinin başı bedeninden kopar.

Neden çok tanrı olamaz?

İlkokuldan beri “neden tek tanrıya inanıyoruz” sorusuna hep şu örnek verilirdi din hocaları tarafından. “Nasıl bir köyde iki muhtar olmazsa, bir ailede iki reis olmazsa veya bir ülkede iki başbakan olmazsa iki tanrı da olmaz. Çünkü bunların birinin dediğini diğeri onaylamayacak aralarında kavga edeceklerdir.”

Bu örneklerin ve buna inananların dayandığı iki temel var. Birincisi tek bir otoriteye bağlı olma isteği. İkincisi ise tanrıları insanlar gibi görmeleri. Yani buna inanan veya bunu savunan insanların tanrıları tıpkı insanlar gibi kavga edip, sorun çıkarabilen, (nasıl bir üstün bilinçse artık) öfkelenip küsebilen tanrılar hayal ediyor ki böyle bir şeye olasılık tanımıyor.

Düşünün mesela varsayın ki iki tanrı var. Ve bunların ikisi de geçmişi geleceği görebilen, üstün bilinçleri sayesinde her şeyi bilen varlıklar. Nasıl oluyor da bir insan bunların kavga edeceğini veya anlaşmazlığa düşeceğini düşünebiliyor?

Belki mitolojik öykülerde tanrıların birbiri ile kavga etmelerini okumak insanlarda “demek ki çok olunca kavga ediyorlar” şartlanması doğurmuş da olabilir.