Dişçi

Kanal tedavisi ya da çekim. İkisinden birini yapacağını söylemişti. Yıllarca korkup kaçtım, biraz daha kaçabilirim düşüncesi geçiyor aklımdan, ama 2 gecedir uyumuyorum yirmilik dişimin ağrısından. İçtiğim ilaçlardan kafam mantar gibi oldu ama ağrı sadece azaldı. Bu ağrıyla yaşayamayacağıma göre bir şey yapmam lazım, kaçamam.

3 dakika süren yolu 10 dakikada ayaklarımı sürüyerek gittim. Kapının önünde duruyorum, korkudan ağlamaya başlayacağım nerdeyse. Sanki kapının arkasında şiddet eğilimli dev zenciler beni öldürene kadar dövüp etten bir çuval haline getirecekler ve ben sesimi bile çıkaramayacağım ama bunu bile bile o kapıdan girmek zorundayım.

Şirin bir adam aslında, yani korkunç biri gibi görünmüyor ama dişçi. Çok korkuyorum dedim, korkulacak bir şey yok dedi. Bu standart bir söylem aslında, hapşırana çok yaşa demek gibi, ama geriliyorum iyice. Dizlerim o kadar titriyor ki birazdan dengemi kaybedip önünde düşebilirim ya da senin hijyeni için uğraştığın beyaz zemine kusabilirim, o kadar korkuyorum ama sen sadece korkulacak bir şey yok diyorsun. Ama dişçi koltuğu, iğneler, dolabın içinde sakladığını bildiğim korkunç metal aletler hiç de öyle demiyor.

Aklımdan geçenleri söylemedim, zaten cümle kuramıyorum. Birlikte ilk günümüz, en zor işlem bu sonrası daha kolay diyor. Neden en zordan başlıyoruz kaçıp bir daha gelmeyebilirim diyorum, seni ağrıdan kurtaracak işlem bu diyince söyleyecek bir şeyim kalmıyor. İğne yapması gerekiyor. Gösterme bana hiçbir şeyi diyorum. Eline mavi tuhaf plastik eldivenler geçiriyor, çığlık atmak üzereyim. Ameliyata hazırlanıyor sanki, ilerde bir küçük masanın üzerinde plastik maskemsi bir şey var bir de, yüzüne kan fışkırmasın diye mi kullanıyor ki? Merak etme hiç bir şey hissetmeyeceksin diyor. Hiç bir şey hissetmemek yeterli değil zihnim çalışıyor, her sesi, her tadı, her dokunuşu korkunç bir görsele çeviriyor.

İğne sonrası bekliyoruz, korkum had safhada, birazdan başlayacak. Ben yatar uzanır bir durumdayım, o da yanımda oturuyor. Kaçabilir miyim, gitmeyi çok istiyorum dedim. En zor kısmı bitti dedi. (sadece iğne yaptın yalancı, daha başlamadın bile!) Telefonum çaldı, bakabilir miyim, belki acilen gitmem gerekir dedim. Her söylediğime gülüyor, oysa gerçekten gitmek istiyorum. Zaten arayan da doktordan kaçıp kaçmadığımı kontrol etmek için arıyor. Uyuşmayı beklerken ben sürekli zırvalıyorum; niye yeşil giydin ameliyathane kıyafeti gibi hem de çok korkutucu (bir sonraki sefere beyaz giyecekmiş) insan niye dişçi olmak ister kasap gibi bir şey (okuldayken seviyormuş, sonra anlamış sevimsiz bir iş olduğunu). Bir eksik dişim var, implant düşünmüyorsun değil mi diyor, bilmiyorum ama çok ürkütücü bir şey gibi görünüyor, çene kemiğine vida mı çakılır, vücudunda metalle dolaşan insan mı olur, robot gibi! Düşünmüyorum değil aslında, düşünemiyorum. Hem Japonlar kök hücreden diş yaptılar. Ne gerek var korkunç şeylere, ben bilim insanlarına güveniyorum güzel bir çözüm bulacaklar diş konusunda. İmplant en uygun çözümmüş, kök hücre için yıllarca beklemek gerekirmiş, böyle çözüm mü olur?

Tam biraz sakinleşmişken hadi başlayalım dedi. Uyuşmadım ki, gerçekten uyuşmadım, biraz daha bekleyelim lütfen, acele etmeyelim dedim. Bir iğne daha yapalım dedi. Ne desem bir şey buluyor. Bir iğne daha yaptı, bu sefer koltuktan kalkmama izin vermedi. Ne yapacağını çok merak ediyorum ama bilmek mi daha az korkutur bilmemek mi karar veremedim dedim. Bilmemek daha iyi olacaktır dedi, zaten bana ne anlatsa ben fışkıran kan, ezilmiş et ve kemik parçaları gibi korkunç şeyler düşüneceğim (ete dokunamam, kasaba giremem, aslında kokusu yüzünden önünden bile geçmem)

Biraz sonra sadece dişim değil, kafamın bir kısmı, kulağım, ön dişlerim bile uyuştu. Sonrasıyla ilgili pek bir şey yok zaten, sakin ol, nefes al-boğulacaksın, az kaldı, nefes al, kasma kendini, bitti… Bitti mi? Gerçekten mi? Bak korkulacak bir şey yok demiştim, en zor aşamayı bitirdik, sonrası daha kolay.

-F-

Reklamlar

Yirmilik dişler

Yirmilik dişlerin kendisi başlı başına bir başarısızlık hikayesidir. Hiç bir işe yaramadığı gibi derdi tasası, diğer dişlere verdiği zararı hiç bitmez.

Hadi çenemiz uzun olsa anlayacağım. Ya da ne bileyim milyon yıl önceki beslenme alışkanlıklarımız olsa ona da tamam. Artık çeneler küçülmüş, beslenme şeklimiz değişmiş sen hala niye çıkarsın arkadan zorlarsın öne öne…